Televizyondan gelen seslerden ve içerdeki gürültüden evde
maç izlediği çok barizdi. Ardından ev bir anda yıkıldı goool goool diye. Yıldız
hanım mutfaktan irkildi hay Allah deli bunlar diye söylendi. Ufaklıkta
futbolcuların gol attıktan sonra formalarını başlarına geçirdikleri gibi
kafasına geçirip goool diye bağırmaya ve koşmaya devam etti. Aynı abileri
gibiydi. Bir erkek nasıl futbol maçında gole sevinirse oda öyle sevindi. Babası
maşallah kızıma vallahi erkek gibi büyüttüm diye böbürlendi içinden.
2002 senesinin yazıydı. Okullar kapanmak üzereydi. Her yerde
bir maç heyecanı son dersler işlenmez maç saati gelince öğretmenler açardı maçı
tüm sınıflar cümbür cemaat maçı izlemeye koyuluverirdi. Ufaklıkta yapışırdı
televizyona sınıftaki erkek arkadaşlarıyla omuz omuza verip bağıra çağıra maçı
izlerdi. Kızlar bu sırada Türkiye Milli takımının oynadığı maçla zerre
ilgilenmez sınıfın bir köşesinde evcilik oynarlardı. Ufaklıkta hiç sevmezdi
evcilik falan çok sıkılırdı. O tek kale maç yapardı abileriyle, okulda turnuva
yaparlardı kaleci bile olmaya yanaşmazdı. Defansa geçer millete çalım atardı.
Öyle bir kızdı iste oda. Erkek Fatma derlerdi umurunda olmazdı. Küçüktü marifet
zannederdi. Mahalleden geçenlere atar gider yapardı. Komikti de çok taklit
yapar herkesi güldürürdü. Çıtkırıldım değil güçlü kızdı. Hemen aklınıza çirkin
esmer şişko bir şey gelmesin ufaklık çok şeker çok candandı. Sevdiklerini korur
onlara bir şey yapanlara tekme tokat dalardı. Dedim ya oda böyle bir kızdı.
Final maçına yaklaşmıştı Türkiye her yer inliyor. Herkes
maçlardan bahsediyordu. Maç saatlerinde sokakta in cin top oynuyordu. Esnaf
bile işi bırakıp sürekli kavga ettiği bakkalla kol kola omuz omuza tezahüratlar
atıp maç izliyordu. Mesele büyüktü. O saatlerde herkes dost herkes kardeşti.
Ufaklıkta maçlar başladığından beri milli formayla dolaşıp
duruyordu. Artık zaman gelip çatmıştı son maça adım adım yaklaşılırken
televizyonda bi adam gördü. Ertesi gün uyandı kahvaltı yapıp giyinip hemen
kapıya koştu. Annesi dur yavrum nereye sabah sabah dedi. Ufaklık kırtasiyeye
gidiyoom anneeeaa dedi. Çıktı. Eve döndüğünde koşa koşa odasına girip başladı
aldıklarını poşetten çıkartmaya. Annesi anladı tabi bi işler karıştırdığını. Ne
olduğunu anlamak için kapıyı açıp içeri girmek istedi ama ufaklık çoktan kapıyı
kitlemişti. Ufaklık annesinin kapıyı zorlamasıyla ve sesiyle irkildi. ‘’Kızım
ne yapıyorsun bakayım sen içerde ? ‘’. Dur anne dur sürpriz bitsin göstereceğim
vallahi kötü bir şey değil diyerek annesini ikna etti. Annesi de e peki madem
diyerek içeri gitti. Aradan yarım saat geçmişti. Annesi seslendi hadi kızım
merak ettim bitir de çık dedi. Kapı kilidinin açıldığını duyar gibi oldu
annesi. Ufaklık koştu mutfağa annesi tezgahta domates doğramakla meşguldü ki
ufaklığı görünce bastı kahkahayı. Ufaklık içinden düşündü acaba hoşuna gittiği
için mi gülüyor yoksa komik mi olmuşum ya ? Neyse dedi komik olduysada ilk
annem gördü o beni hiç kandırmaz komikse söyler çıkarırım yoksa bu mahalledeki
dümbüklere rezil olamam diye geçirdi içinden. İç sesi annesinin konuşmasıyla
bölündü. Nerden geldi bu aklına evladım ne güzel olmuş fotoğrafını çekelim anı
olsun dedi. Ufaklık gülümsedi hee iyi o zaman güzel olmuş dışarı çıkabilirim
dedi içinden. Tamam anne neyse akşama çekelim şimdi arkadaşlarıma göstereceğim
dedi. Çıktı. Mahallede çocuklar her zaman aynı yerde oynardı. Oraya gidecekti
evin hemen az ilerisindeydi ki tam apartmandan çıkacaktı dedesiyle karşılaştı.
Dedesi ona göre dev gibi bir adamdı. Kocamandı heybetliydi. Severdi dedesini
çok aslında ona büyük baba derlerdi. Çünkü annenin babasıyla babanın babasının
arasında bir fark olsun diye düşünürdü. Ufaklıkta büyükbaba demeyi severdi.
Sanki sadece ona has gelirdi. Dedesinin yani büyükbabasının özel olduğunu
düşünürdü. Ufaklık büyükbabasını görünce büyükbabaaa baak nasıl olmuş dedi. Büyükbabası
hiç gülmedi. Ufaklık hafiften tırstı. Şöyle bir süzdü baştan aşağı ayağında top
ayakkabısı altında erkek şortu üzerinde de Türkiye forması vardı. Büyükbabası
hala bir şey dememişti öyle bakıyordu sert sert. Ufaklık içinden şimdi boku
yedim dedi. Ardından bir ses dalgası koptu. Ulan pok yiyenin çizu erkek misun
sen bu nedur ? yüzünü de boyamuş kirmizi beyaza ha birda kirmizi olsa bordadur
da bu çör misun sen diyip poposuna yapıştırdı eliyle bir tane. Ufaklık şok
tabii. Bu arada ailemiz Karadenizliydi. Dede ve babaannede karadeniz ağızıyla
konuşurlardı. Ufaklıkta çoğunlukla anlamazdı ya neyse. Aksilik bu ya
mahalledeki can dostum dediği Süleyman, Batu ve Mehmet tamda onu çağırmak için ufaklığın
evinin önündeydi. Hepsi tüm azarlanma ve popoya şaplağı an ve an görmüşlerdi.
Ufaklığın büyükbabası uzaklaşırken ufaklıkta arkasını döndü. Birde ne görsün
arkadaşları kıskıs gülüyor. Hemen koştu yanlarına ne gülüyorsunuz lan ? dedi
arkadaşları tabi ancak o an yüzünü görebilmişti ufaklığın. Aa ne güzel olmuşsun kızım oo çok iyi ya bize de
yapsana dedi Süleyman. Batu hemen yaaa kızım salak mısın sen yüzünün yarısı
bordu kırmızı beyaz olması lazımdı. Renk körü müsün sen ? diyerek gülmeye
başladılar. Batu’da ufaklığa yanıktı. Hemen ufaklığı koruyup olsun bordoda
kırmızıya yakın nolucak ki boşver sen takma
bunları dedi. Ufaklık içinden düşündü iyide ben kırmızı diye aldım bunu
boyarken de kırmızıydı acaba kuruyunca karardı mı ya dandik boya amaan dedi
hemen apartmanın içine girip aynaya baktı. Çocuklarda arkasından koştu. Hemen
arkadaşlarına dönüp oluum siz deli misiniz baya kıpkırmızı işte bu dedi.
Çocuklar bastılar kahkahayı apartmanda yakınlandı. Ufaklık anlam veremedi. Neye
gülüyorsunuz ya ? Mehmet atladı hemen kızım sen galiba renk körüsün bordo o
kopkoyu kırmızı değil işte Türkiye forması kan kırmızısı ve beyazdır. Sanırım
sen körsün dedi ciddi ciddi. Ufaklık feci sinirlendi. Gitti bacağına tekme attı
Mehmet’in sensin lan kör. Kör olsam görmezdim. Haha ne salaksın yaa kafası
basmıyor bu çocuğun deyip kendince öç aldı . Fakat Batu ufaklığa doğru
saldırışa geçmeye hazırlanan Mehmet’i tuttu. Dur be oğlum vurma kıza dedi. Bak
ufaklık renk körü demek istiyor Mehmet. Küsme ama galiba öylesin dedi. İyi be
iyi kıskançlar hadi gidin bizim apartmandan iyi kıskanç çıktınız dedi kovaladı
çocukları. Oturdu kapının önündeki merdivenlere bir anda düşündü e annem hiç
bir şey demedi o zaman bunlar kesin kıskandı ya. Ama bir dakika büyükbabam da
kızdı. O niye kıskansın ki. Şimdi yüzümün yarısı kırmızı değil bordo muydu e neden ben farklı görüyorum. Lan ben renk
körü müyüm ? o ne demek ya ama ben renkleri görüyorum. Kafasında kendince bir
sistem yürütmeye çalıştı. Şimdi körler hiç göremiyorsa renk körü de renkleri
göremiyor olmalıydı. Ama ben renkleri görüyorum. Mesela çimenler sarıydı koyu
sarı gibi bir şeydi. E gökyüzü de mordu basitti yani. Yine de anlam veremedi.
En iyisi anneme sormaktı diye düşündü. Amma rezil oldum eğer körsem ya kör
muyum ulan ben of çok üzüldüm ya engelli miyim şimdi ben olsun ama olsun engelli
olmak kötü bir şey değil ki bizim kantinci abla yürüyemiyor ama ne kadar iyi
bir insan diye kendi kendine düşünüp telkin etti kendini. Apartmana girdi
asansörü çağırıp içeri girdi. Aynaya baktı üçüncü kata çıkana kadar. Annesi
açtı kapıyı ee hayırdır sen neden geldin bu saatte maçın başlamasına daha var
dedi annesi. Ufaklık hemen kafasındaki soruyu yöneltti. Anne yüzüm ne renk ?
Beyaz bordo kızım neden ? yaa anne neden demiyorsun rezil oldum herkese ya diye
çıkıştı. Aman ne olacak ha kırmızı ha bordo benziyor işte dedi. Annesi için
takımlar renkler o kadar da önemli değildi. Peki anne ben körü müyüm dedi
annesi şaşırdı nerden çıktı şimdi bu dedi. Mutfaktaki masa örtüsünde
turuncu çiçekler vardı. Onları göstererek
bu sarı değil mi dedi. Annesi sakince karşılayıp hayır kızım o turuncu dedi. İkisi
de o an anladı ufaklık renk körüydü.
Ufaklık içinden düşündü ulan bordo kırmızı olsan ne olurdu.
Kancık bordo....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder