25 Mayıs 2015 Pazartesi

Bir ceset bir söz / TK 302 Kitap yorumu

BİR CESET BİR SÖZ  
Gülce Başer
Kitap yorumu

Bu yaşıma kadar her zaman kitap okumayı çok seven bir insan oldum. Ama bu eline gelen her şeyi okuyan kitap severlerden değilimdir. Bu yüzden daha önce hiç polisiye roman okumamıştım ta ki seçmeli ders olarak aldığım TK dersi için okuduğum Bir Ceset Bir Söz kitabına kadar.

Nasıl bunca zaman polisiye okumamışım inanmıyorum diye düşünmeme sebep oldu bu kitap benim. Bir romanın dili bu kadar mı akıcı olabilir ? Açıkçası okuduğum şey ne olursa olsun öncelikle beni içine çekmeli bende bir merak uyandırmalı. Dili ve akıcılığı harika olmalı. Zaten bir kitabın dili akıcı değilse baştan bitiyor benim için. Fakat Gülce Başer bunu çok güzel sağlamış. Su gibi akıp gidiyor cümleler.

Bunun dışında daha önce hiç polisiye okumuş olmadığım için bir kıyaslamada bulunamıyorum. Ama okumuş olsaydım da bu kitap kesinlikle ilk sıralarda olurdu. Çünkü içerik çok yönlü o kadar çok şeye harika bir şekilde değinilmiş ki insan şaşıyor. Baş örtülüler, dergah bunlar çok fazla yazılıp çizilmiyor romanlarda en çokta bu yüzden beni içine çekti. En en dikkatimi çeken şey ise Müslüman bir ülkede yaşıyor olmamıza rağmen insanların başörtüsüne olan önyargısından bahsedilip aslında önyargılı olmamalıyız denmesi. Polisleri hiç sevemiyoruz Gülce Başer’de böyle söylüyor.  Ama polisleri öyle bizlerden biri gibi anlatmış ki onlara sempati duyuyoruz. Bunun dışında bence en çokta şu dikkat çekici, ben kitapta katilin kim olduğunu yanlışlıkla arkadaşımdan öğrendim. Öğrendim de bana bir şey ifade etmedi açıkçası çünkü yazar öyle bir şey yapmış ki siz katilin kim olduğunu öğrenseniz bile hala aklınızda neden ve nasıl sorusunu bıraktırıyor. Her polisiyede olan soru acaba katil kim Gülce Başer bu sorunun içini boşaltabilmiş bence bu kitapta en başarılı kısım. Ben katilin kim olduğunu öğrendim ve öğrenip oohoo öğrendim artık okumam daha diyemedim çünkü bende bir dakika nasıl ya neden sorusuyla daha hızlı okuma isteği oldu.

Fakat kitabın bir kısmı var ki bana kalırsa çok yersiz ve manasız. Ana karakterlerden Nihal kısa zaman içinde hem kocasını hem de yakın arkadaşını kaybediyor ama aşırı aşırı güçlü. Gereksiz güçlü. Asıl bana manasız gelen yer lojmanda Nihal’in doğum günü sırasında televizyonun açık olup üzerine maç izlenilmesi ve Nihal’in tuttuğu takım gol atınca gool diye bağırması. Öncelikle cenazesi olan bir insanın yanında televizyon neredeyse bir ay hiç açılmaz. Çok yersiz ve gereksiz buldum bu kısmı. Bana kalırsa yazar o sırada kitaptan oldukça kopmuş. Bunların dışında bence polisiye seven herkesin okuyabileceği hoş bir kitap.


Son olarak kitap için şunu eklemek isterim. Konuşulamayan kitaplarda siz edilemeyen sadece kitaplarda değil hemen hemen her yerde pekte konuşulmayan şeylere o kadar güzel değinilmiş ki ..  Eşcinsellikten  tutun Aleviliğe dergahtan istihbarahata geziden başörtülülüğe. Kitabın çok yerinde gülümsedim ve evet işte yeni nesilin yani bizlerin düşüncelerini yazar birebir  yazmış diyebildim.

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Bordo

Televizyondan gelen seslerden ve içerdeki gürültüden evde maç izlediği çok barizdi. Ardından ev bir anda yıkıldı goool goool diye. Yıldız hanım mutfaktan irkildi hay Allah deli bunlar diye söylendi. Ufaklıkta futbolcuların gol attıktan sonra formalarını başlarına geçirdikleri gibi kafasına geçirip goool diye bağırmaya ve koşmaya devam etti. Aynı abileri gibiydi. Bir erkek nasıl futbol maçında gole sevinirse oda öyle sevindi. Babası maşallah kızıma vallahi erkek gibi büyüttüm diye böbürlendi içinden.

2002 senesinin yazıydı. Okullar kapanmak üzereydi. Her yerde bir maç heyecanı son dersler işlenmez maç saati gelince öğretmenler açardı maçı tüm sınıflar cümbür cemaat maçı izlemeye koyuluverirdi. Ufaklıkta yapışırdı televizyona sınıftaki erkek arkadaşlarıyla omuz omuza verip bağıra çağıra maçı izlerdi. Kızlar bu sırada Türkiye Milli takımının oynadığı maçla zerre ilgilenmez sınıfın bir köşesinde evcilik oynarlardı. Ufaklıkta hiç sevmezdi evcilik falan çok sıkılırdı. O tek kale maç yapardı abileriyle, okulda turnuva yaparlardı kaleci bile olmaya yanaşmazdı. Defansa geçer millete çalım atardı. Öyle bir kızdı iste oda. Erkek Fatma derlerdi umurunda olmazdı. Küçüktü marifet zannederdi. Mahalleden geçenlere atar gider yapardı. Komikti de çok taklit yapar herkesi güldürürdü. Çıtkırıldım değil güçlü kızdı. Hemen aklınıza çirkin esmer şişko bir şey gelmesin ufaklık çok şeker çok candandı. Sevdiklerini korur onlara bir şey yapanlara tekme tokat dalardı. Dedim ya oda böyle bir kızdı.

Final maçına yaklaşmıştı Türkiye her yer inliyor. Herkes maçlardan bahsediyordu. Maç saatlerinde sokakta in cin top oynuyordu. Esnaf bile işi bırakıp sürekli kavga ettiği bakkalla kol kola omuz omuza tezahüratlar atıp maç izliyordu. Mesele büyüktü. O saatlerde herkes dost herkes kardeşti.

Ufaklıkta maçlar başladığından beri milli formayla dolaşıp duruyordu. Artık zaman gelip çatmıştı son maça adım adım yaklaşılırken televizyonda bi adam gördü. Ertesi gün uyandı kahvaltı yapıp giyinip hemen kapıya koştu. Annesi dur yavrum nereye sabah sabah dedi. Ufaklık kırtasiyeye gidiyoom anneeeaa dedi. Çıktı. Eve döndüğünde koşa koşa odasına girip başladı aldıklarını poşetten çıkartmaya. Annesi anladı tabi bi işler karıştırdığını. Ne olduğunu anlamak için kapıyı açıp içeri girmek istedi ama ufaklık çoktan kapıyı kitlemişti. Ufaklık annesinin kapıyı zorlamasıyla ve sesiyle irkildi. ‘’Kızım ne yapıyorsun bakayım sen içerde ? ‘’. Dur anne dur sürpriz bitsin göstereceğim vallahi kötü bir şey değil diyerek annesini ikna etti. Annesi de e peki madem diyerek içeri gitti. Aradan yarım saat geçmişti. Annesi seslendi hadi kızım merak ettim bitir de çık dedi. Kapı kilidinin açıldığını duyar gibi oldu annesi. Ufaklık koştu mutfağa annesi tezgahta domates doğramakla meşguldü ki ufaklığı görünce bastı kahkahayı. Ufaklık içinden düşündü acaba hoşuna gittiği için mi gülüyor yoksa komik mi olmuşum ya ? Neyse dedi komik olduysada ilk annem gördü o beni hiç kandırmaz komikse söyler çıkarırım yoksa bu mahalledeki dümbüklere rezil olamam diye geçirdi içinden. İç sesi annesinin konuşmasıyla bölündü. Nerden geldi bu aklına evladım ne güzel olmuş fotoğrafını çekelim anı olsun dedi. Ufaklık gülümsedi hee iyi o zaman güzel olmuş dışarı çıkabilirim dedi içinden. Tamam anne neyse akşama çekelim şimdi arkadaşlarıma göstereceğim dedi. Çıktı. Mahallede çocuklar her zaman aynı yerde oynardı. Oraya gidecekti evin hemen az ilerisindeydi ki tam apartmandan çıkacaktı dedesiyle karşılaştı. Dedesi ona göre dev gibi bir adamdı. Kocamandı heybetliydi. Severdi dedesini çok aslında ona büyük baba derlerdi. Çünkü annenin babasıyla babanın babasının arasında bir fark olsun diye düşünürdü. Ufaklıkta büyükbaba demeyi severdi. Sanki sadece ona has gelirdi. Dedesinin yani büyükbabasının özel olduğunu düşünürdü. Ufaklık büyükbabasını görünce büyükbabaaa baak nasıl olmuş dedi. Büyükbabası hiç gülmedi. Ufaklık hafiften tırstı. Şöyle bir süzdü baştan aşağı ayağında top ayakkabısı altında erkek şortu üzerinde de Türkiye forması vardı. Büyükbabası hala bir şey dememişti öyle bakıyordu sert sert. Ufaklık içinden şimdi boku yedim dedi. Ardından bir ses dalgası koptu. Ulan pok yiyenin çizu erkek misun sen bu nedur ? yüzünü de boyamuş kirmizi beyaza ha birda kirmizi olsa bordadur da bu çör misun sen diyip poposuna yapıştırdı eliyle bir tane. Ufaklık şok tabii. Bu arada ailemiz Karadenizliydi. Dede ve babaannede karadeniz ağızıyla konuşurlardı. Ufaklıkta çoğunlukla anlamazdı ya neyse. Aksilik bu ya mahalledeki can dostum dediği Süleyman, Batu ve Mehmet tamda onu çağırmak için ufaklığın evinin önündeydi. Hepsi tüm azarlanma ve popoya şaplağı an ve an görmüşlerdi. Ufaklığın büyükbabası uzaklaşırken ufaklıkta arkasını döndü. Birde ne görsün arkadaşları kıskıs gülüyor. Hemen koştu yanlarına ne gülüyorsunuz lan ? dedi arkadaşları tabi ancak o an yüzünü görebilmişti ufaklığın. Aa  ne güzel olmuşsun kızım oo çok iyi ya bize de yapsana dedi Süleyman. Batu hemen yaaa kızım salak mısın sen yüzünün yarısı bordu kırmızı beyaz olması lazımdı. Renk körü müsün sen ? diyerek gülmeye başladılar. Batu’da ufaklığa yanıktı. Hemen ufaklığı koruyup olsun bordoda kırmızıya yakın nolucak ki boşver sen  takma bunları dedi. Ufaklık içinden düşündü iyide ben kırmızı diye aldım bunu boyarken de kırmızıydı acaba kuruyunca karardı mı ya dandik boya amaan dedi hemen apartmanın içine girip aynaya baktı. Çocuklarda arkasından koştu. Hemen arkadaşlarına dönüp oluum siz deli misiniz baya kıpkırmızı işte bu dedi. Çocuklar bastılar kahkahayı apartmanda yakınlandı. Ufaklık anlam veremedi. Neye gülüyorsunuz ya ? Mehmet atladı hemen kızım sen galiba renk körüsün bordo o kopkoyu kırmızı değil işte Türkiye forması kan kırmızısı ve beyazdır. Sanırım sen körsün dedi ciddi ciddi. Ufaklık feci sinirlendi. Gitti bacağına tekme attı Mehmet’in sensin lan kör. Kör olsam görmezdim. Haha ne salaksın yaa kafası basmıyor bu çocuğun deyip kendince öç aldı . Fakat Batu ufaklığa doğru saldırışa geçmeye hazırlanan Mehmet’i tuttu. Dur be oğlum vurma kıza dedi. Bak ufaklık renk körü demek istiyor Mehmet. Küsme ama galiba öylesin dedi. İyi be iyi kıskançlar hadi gidin bizim apartmandan iyi kıskanç çıktınız dedi kovaladı çocukları. Oturdu kapının önündeki merdivenlere bir anda düşündü e annem hiç bir şey demedi o zaman bunlar kesin kıskandı ya. Ama bir dakika büyükbabam da kızdı. O niye kıskansın ki. Şimdi yüzümün yarısı kırmızı değil bordo muydu  e neden ben farklı görüyorum. Lan ben renk körü müyüm ? o ne demek ya ama ben renkleri görüyorum. Kafasında kendince bir sistem yürütmeye çalıştı. Şimdi körler hiç göremiyorsa renk körü de renkleri göremiyor olmalıydı. Ama ben renkleri görüyorum. Mesela çimenler sarıydı koyu sarı gibi bir şeydi. E gökyüzü de mordu basitti yani. Yine de anlam veremedi. En iyisi anneme sormaktı diye düşündü. Amma rezil oldum eğer körsem ya kör muyum ulan ben of çok üzüldüm ya engelli miyim şimdi ben olsun ama olsun engelli olmak kötü bir şey değil ki bizim kantinci abla yürüyemiyor ama ne kadar iyi bir insan diye kendi kendine düşünüp telkin etti kendini. Apartmana girdi asansörü çağırıp içeri girdi. Aynaya baktı üçüncü kata çıkana kadar. Annesi açtı kapıyı ee hayırdır sen neden geldin bu saatte maçın başlamasına daha var dedi annesi. Ufaklık hemen kafasındaki soruyu yöneltti. Anne yüzüm ne renk ? Beyaz bordo kızım neden ? yaa anne neden demiyorsun rezil oldum herkese ya diye çıkıştı. Aman ne olacak ha kırmızı ha bordo benziyor işte dedi. Annesi için takımlar renkler o kadar da önemli değildi. Peki anne ben körü müyüm dedi annesi şaşırdı nerden çıktı şimdi bu dedi. Mutfaktaki masa örtüsünde turuncu  çiçekler vardı. Onları göstererek bu sarı değil mi dedi. Annesi sakince karşılayıp hayır kızım o turuncu dedi. İkisi de o an anladı ufaklık renk körüydü.


Ufaklık içinden düşündü ulan bordo kırmızı olsan ne olurdu. Kancık bordo....

8 Mart 2015 Pazar

PANİK DEDEM




PANİK DEDEM 


Dedem her zaman erkek çocuklara düşkündür. Üç kızı ve bir oğlu var. Kızlarını da çok sever ama her zaman oğluna bir başka davranır. Erkek torunlarına da ayrıca düşkündür. Benden ufak erkek kuzenimle ona ne zaman bir şey söylesek her zaman onun dediğinin doğru olduğunu savunur çoğu zaman kız erkek ayrımı yapar. Dedemi severim. Bu durum bana saçma gelse de pek önemsemem.  Yaşlılar bazı şeylere takar ve onları değiştirmek imkansızdır. Benim dedem de böyledir. Erkek çocuklara, Fenerbahçe’ye ve bunun gibi şeylere düşkündür işte.
  
Dedem evlendikten bir süre sonra İsviçre’ye gitmiş. Orada yıllarca yaşamış. Tüm çocukları orada doğup büyümüş ve okumuş. Otuz yıla yakın orada yaşadığı için artık dönmenin vakti geldiğini düşünmüş. Üç tane evlilik çağına yaklaşmış kızları olduğu için orada Müslüman olmayan yabancı insanlarla evlenmelerini de istememiş. Bunların yanında da en çokta memleket özleminden dolayı Türkiye’ye kesin dönüş yapmak istemiş. Ananem ve çocuklarda karşı çıkmamış. Yıllar sonra tüm çocukları defalarca İsviçre’ye ziyaret amaçlı gidip gelmişler. Dedemin kardeşlerinden bazıları da orada yaşıyor. Yıllarıdır çağırıyorlar gel buralar hala aynı gel gör diye fakat hiç bir zaman onlara olumlu yanıt vermedi. Ta ki geçen yıla kadar.

Geçtiğimiz sene dedem ve ananem İsviçre’ye hem kardeşini görmek hem de anılarını yad etmek için gitmek istedi. Bunun için işlemlere başlamaları gerekti.

Dedem ananemle birlikte Sapanca’da sakin bir hayat yaşıyor. Vize işlemleri için İstanbul’a bizim yanımıza gelmeleri gerekti. Her zaman ki gibi tüm işleri abimin halledebileceğini düşündüğü için ondan yardım istedi. Tabi ki yine erkeklerin doğru yapabileceğini düşündüğünden. Neyse zaten bu tip konularda abim iş bitiricidir. Kesinlikle doğru adresti. Fakat dedemle ananem yıllar önce İsviçre’de yaşadıkları için ve şuan İsviçre’de fazlasıyla Türk olduğundan ötürü vize işlerinde problemler çıktı. Bizimde vize işlerimizi her zaman hallettirdiğimiz acenta çalışanı Serkan abi vardı. Yine bizimle ilgilendi. Problem çıktığı için dedemler birebir konsoloslukla görüşmeleri gerektiğinden randevu aldılar.
Konsolosluk Levent’teydi. En azından biz kendimiz için vize aldığımız sıra oradaydı.
Randevu gününden bir gün önce dedem ananem ile birlikte bize geldiler. Fakat bir problem vardı . Onları oraya abimin götüreceğini sanıyordu . Ama ben götürecektim . Dedem bunu duyunca aşırı panik oldu .  Çünkü tabi ki bir kız torun olarak ve de her ne kadar 23 yaşıma gelmiş olsam da beni küçük bir kız çocuğu sanmasından dolayı başaramayacağımı sandı ve bu durumdan hiç hoşlanmadı.

Biz Anadolu yakasında oturuyoruz ve 3 yıldır Avrupa yakasında olan okuluma arabamla gidiyorum. Yol bilgim oldukça fazladır. Yine de kolay ikna edemedik. O gün okulum olduğu için önce beni arabayla takip edebileceğini ardından benim de oradan okula geçmem gerektiğini söylediğim de beş katı daha panik oldu. Atladığım ve bana her zaman çok komik gelen bir ayrıntı var. Dedemin kod adı panik. Annem de ona benzemiş. Bu yüzden panik insanlara alışığımdır ama ben abartı derecesinde soğuk kanlı olduğum için bu durumu hep komik bulurum. Yani dedem çok panik olduğu için takip ettiği aracı kaçıracağından korkup panik olurmuş her zaman. Bunu daha sonra annemden öğrendim. Ne  yapayım bir günde derse gitmem dedim. Ertesi gün 10.30’daki randevu için 8.30 de evden çıktık. Malum İstanbul trafiği bana kalsa 9.00’da çıkardım fakat yine dedemin aşırı panikliğinden ve aman ya götüremezse korkusundan o saatte çıkmayı uygun gördüm.

Biz Dragos’ta oturuyoruz. O saatte çevreyolu karma karışık olduğu için köprü yoluna Bağdat caddesinden gitmenin daha iyi olacağını düşündüm. Bu arada ananemde dünyanın en soğuk kanlı insanlarından biridir. İki soğuk kanlı bir panik çıktık yola. Suadiye’ ye yaklaştığımız sırada yavaştan trafiğin yoğunlaştığını gördük. Bu benim için olağan bir şeydi.  Elbette hiç şaşırmadım ama dedem durmadan saate bakıp nasıl yetişeceğiz endişesiyle ter döküyordu. Bende içimden kıskıs gülüp dedemi telkin ediyordum. Ne zaman Bağdat caddesi kalabalık olsa caddenin arka paralelinden gider trafiği geçerim bu bana hep zaman kazandırır. İşte olayımızın tam bu kısmında dedem hafifçe rahatlayarak bir anda heyecanla ‘ Aferin be nasılda kestirmeler biliyor? Sen bütün yolları biliyormuşsun.’ Demesiyle başladı. Bende ‘E dede yani bir zahmet kaç yıldır her gün bu yolu gidip geliyorum. ‘ dedim. Boğaziçi Köprüsü için yolda ilerlerken Acıbadem’de yoğun bir trafikle karşılaştık. Ben yine hiç dert etmedim çünkü hem fazlasıyla vaktimiz vardı hem de yine kestirmeden gidecektim. Acıbadem köprüsünü geçtikten sonra sağdaki ilk çıkıştan çıktım. Dedem hemen yine panikledi. ‘Ne yapıyorsun nerden gidiyorsun? ‘ dedi . Bende ‘ sakin ol dede bildiğim trafiksiz bir kestirme var. Köprünün ayağına çıkacağız.’ Dememle birlikte tekrar bir övgü cümlesi duydum. Artık biraz daha rahatlamıştı. Hatta köprüyü görünce artık iyice bir rahatlama geldi tüm paniği ortadan kalktı.
Benim için oldukça sıradan ve olağan bir yolculuk iken dedem için uzun ve sıkıntılı bir yolculuk olmuştu. Sonunda Levent’e vardık. Arabayı park edip indik.

Girişte vize için bize yardımcı olacak olan Serkan’ı defalarca aradım fakat telefonuna bakmadı. Dedemde tabi yüz kere sordu neden açmadı diye. Bende geçiştirdim . Ardından içeri girdik. Vezne gibi bir şeyin orada bir beyefendi ‘ Buyurun’  dedi. Dedemin ismini söyledim veznedeki bey uzunca bir listeye defalarca bakıp burada öyle bir isim yok dedi. İşte o an ben hafiften heyecanlandım. Serkan telefonu  açmıyor ve randevu listesinde adı yok. Dedeme durumu çaktırmamaya çalıştım fakat paniklediği için veznedeki bey olayı çözdü. Burası eğitim vizesi için geçen sene değişti turist vizesi alınan yer Gültepe’deki Profilo ‘nun içinde dedi. Hemen gidin yetişirsiniz dedi. Neyse ki okulumun hazırlık binası Kuştepe’deydi ve bende Gültepe’ye nasıl gidilir biliyordum. Dedeme söyledim hemen söylenmeye başladı . Serkan neden açmıyor diye konuştu sürekli .Neden yanlış yere gelmişiz ,abin bizi yanlış yönlendirdi diye diye yol boyunca susmadı. Bende rahatlamıştım çünkü gittiğimiz yeri biliyordum ve bir yandan dedemi telkin ediyordum . Dede gideceğimiz yer buraya aşırı yakın 5 dakikada orada olacağız merak etme dedikten sonra Serkan’ ı tekrar aradım adamcağız meğerse metrodaymış ondan açamamış. Serkan bize nerede buluşacağımızı söyledi . Bende Profilo Alışveriş Merkezi’ne yıllar önce bir tiyatro izlemek için gitmiştim. İçini hiç bilmiyordum. Aşırı karışık geldi.

Sonunda zorda olsa Serkan’la buluştuk ve o olmasa avmnin içinde asla bulamayacağımız bir yerde konsolosluğa ulaştık. Serkan bu işi defalarca yaptığı için fazlasıyla sakindi .Bende görevimi başarıyla tamamlamıştım. İçeri girdiler. Bir süre sonra çıktılar. Yarım saat önce terlemekten sırılsıklam olan ve heyecandan ölen adam gitmiş. Eline şeker tutuşturulmuş bir çocuk nidasıyla mutluluktan ve rahatlıktan sırıtan bir adam gelmişti. Anlattı çok rahat geçmiş . Serkan’da vizeyi alırsınız bir haftaya belli olur dedi. Ardından Serkan’la ayrılıp arabaya yol aldık.

Dedemin mutluluğu görülmeye değerdi. Eve geldiğimiz de annem bizi karşıladı. Dedem beni öve öve bitiremedi. ‘Seda bizi kısa yollardan götürdü. Yanlış yere gitmişiz ama sonra doğru yere hemencecik ulaştırdı. Helal olsun bilmediği yol yokmuş.’ dedi. Ardından Sapanca’da herkese bunu anlattı. Her ne kadar çok sıradan basit bir şey yapmış dahi olsam dedemden övgü alıp takdir görmek beni mutlu etti . Artık bir şey öğrenmek istediğinde erkek kuzenime değil bana soruyor. J